Çobanı Öldür!



“Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idâre ettiklerinizden sorumlusunuz.” (Hadisi Şerif)

Hadisi şerif toplumsal düzenin biricik parçasını söylüyor. Her çoban altındakilerden sorumludur ve herkes bir şekilde çobandır. Aileden başlayıp, gruplara, derneklere, teşkilatlara, kurumlara ve en tepedeki devlete kadar uzayan bir şemadan bahsediyoruz. Toplumun devamlılığını sağlayan tüm dinamikleri etkileyen bir şema.

Bizler cahil milletiz. Cehaleti oksijenmiş gibi içimize çektik ama dışarı atmadık. Bizler zehirlendik. Ben, neslimizden umudu kestim. "Neden mi?" sorusuna cevap vermek istemiyorum. Fakat çobanlık konusunda bir iki açıklama yapabilirim. Peygamber Efendimiz toplumun ayakta kalması için her birimizin sorumluluğun bilincinde olmasını istedi. Bizler ne yaptık? Tam tersini. Adaletin terazisini sorumlu olduğumuz kişilere verip kendimize kılıcı aldık. Çünkü kılıç cezbeticiydi. Hem kolaydı hem de en büyük güçtü.

Yıllardır yapılan savaşların nedenleri kılıcı ele geçirmek içindir. Toplumun en küçük biriminden en tepedeki devlet başkanlarına kadar arzulanan şey kılıca sahip olmak. Terazi halkın olsun. Çobana, hükmetebilmesi için kılıç şarttı. Cahil insanın aklı nasıl da çalışıyor? Nefsinin esiri olup, kolay yola ne kadar da çabuk sapıyor. La Fontaine "Zafere çiçekli yollardan gidilmez" diyor ama bizim cahil insanımız en pratik, en kestirme, en rahat yolu seçiveriyor. Kahrolasıca ahmak aklı nasıl hesap yaptıysa, kılıcı çiçekli yolun sonunda olduğunu zannetti; ama ulaşacağa yerin cehennem olduğunu bilmiyor.

Elbette bizler her yaptığımız şeyin doğru olduğundan eminiz. Tebaası için en iyisini çoban düşünür. (The 100: İyi İnsan Yoktur) Çoban boş yere seçilmedi ya! Nasıl ki ben baba olduysam, nasıl ki çocuğumun sorumluluğu bana aitse, elbetteki en doğrusunu ben bilirim; çünkü ben babayım, ben çobanım. Bu benim hakkım. Kılıcı almak ve hükmetmek. Kendi çocuğum üzerinde, eşimin üzerinde hüküm hakkım var. Onlar bana aitler.

İroniyi görebiliyor musunuz? Peygamber efendimizin sözünün nasıl da çarpıtıldığının farkında mısınız? Tabii ki değilsiniz! Kim kılıcı bırakıp teraziyi almak ister ki? Hem terazi ile hükmetemezsin. Terazi(!) çobanın altındaki insanların sorumluluğun bilincinde olması için var. Kılıç çobanın hakkı, terazi bizim. Çağlar boyunca işleyiş böyle. Toplum çoban için vardır. Çobanı yaşat ki toplum yaşasın.

Bu iğrençlik her yerimize sıçradı. Ailemizden işyerlerine, işyerlerinden derneklere, derneklerden devlete kadar her yere, her yerde var. Çobanlığı aileden öğreniyoruz ve işyerlerine taşıyoruz. Her bir çoban olan şefi, müdürü filanı, altındaki elemanlar için varlar ve kılıcı bizim yerimize taşırlar. Ne ulu bir görevleri var. Kılıç. Adaleti kılıç ile sağlarlar. Hüküm kılıcla verilir. Düzen kılıcın varlığına bağlıdır. Evet işyerlerinde de böyle. Düzenin devamlılığı için alttakiler üsttekiler için çalışır, onlar için yaşarlar. Çünkü çoban olmazsa sen de olmazsın!

Batı ya da doğu toplumları birbirlerinden farklı değiller. Krallar, kraliçeler uğruna ölen insanların kahramanlıklarını ne çabuk unuttunuz. Orta çağ döneminde halklar krallarının kölesiydi. Günümüzde kölelik iğreti kaçıyor olabilir ama yaşanılan şeyi en iyi anlatan kelimedir kölelik. Evet, her birimiz çobanımızın kölesiyiz. Sen de kölesin. Çobanlık yapsan bile başka bir çobanın kölesisin.

Sıkıldım. Kölelikten değil, bunları yazmaktan. Cahilliğimizin farkında olmadan neyi nasıl anlatabilirim ki. Fakat yeni nesil tüm bunları sorguluyor. En ufak bir pürüzde hemen karşı çıkıyorlar. Biz ve bizden öncekilerin hatasını tekrarlamıyorlar. Çoban için yaşamıyorlar. Ama onlar da hata yapacak. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.)in sözünü anlamadan kendi akıllarıyla hüküm verecekler. Çobanı öldürecekler. Ve kendi çobanlarını yaratacaklar.


Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Başarı Yalanı

Hangi Âlem

İyi İnsan Olmak Üzerine Bir Deneme