Ölüme Bir Adım
Bip… Bip… Nabız atışı düzenli bir şekilde atıyor. Bir sorun gözükmüyor. Kalp ritmi bazı aralıklarda düzensiz görünmekte ama anormal sayılmaz, şimdilik. Tansiyon hâlâ düşük seviyelerde, henüz tehlikeli sınıra ulaşmadı. Vücut ısısı yüksek, solunum cihazı ile ciğerlerine giren saf oksijen yeterli olmuyor. Serumdan iki saniye aralıkla damlayan ilaçlı sıvı hortumla hastanın damarından kana karışmakta. Terlemem durmuyor, ara ara mendilimi çıkartıp alnımı, yüzümü temizliyorum. Ne kadar zamandır buradayım. 3, 4, 6 saat, artık saatleri sayamaz oldum. Dışarıdan gelen sesle irkiliyorum. Hastaya bakıyorum, yüzündeki kemiklerinin çizgi gibi belirmesi, gözlerinin etrafındaki morluk keyfimi kaçırıyor. Kızımın yüzü aklıma geliyor. Yüzündeki dolgunluk, yanaklarındaki hafif kırmızılık, gözlerinin parlaklığı, gülerken parlayan dişleri yüzümde tebessüm oluşmasına sebep oluyor. Kendimi toparlıyorum. Yatan gence gözlerimle bakıyorum, bazen gözlerimi başucundaki makinenin dijital ekranına kaydırıyorum....