Hüzünlü Yalan





Bir şeyler mi kaybetmeliyiz! Yaşamak için, yaşamın zevkine varmak için bir bedel mi ödemeliyiz! “Ne ekersen onu biçersin” diyorlar ya, tamamen yalan, yalan. Yalanlar üzerine kurgulanan bir dünyada yaşıyor, yalanlarla iç içe geçmiş bir hayat yaşıyoruz; hiçbirini ya da çoğunu, belki az birazını bildiğimiz bir hayat.

Günümüzün ve geleceğimizin daha iyi şartlarda yaşanması için çabalar, gayret ederiz. Dünyamızı çizer ve şekillendiririz. Nasıl yalanlarla biçimlendirdiğimizi, sonradan fark ettiğimiz dünyamızı her dakika büyütür, geliştiririz. Elbette yalanların hepsi bize ait değil çevremizin hatta tüm insanların bunda katkısı var.

İşte farkına vardığımız şeyin bir örümcek ağı gibi ördüğümüz dünyamızın yalanlar ile bağlandığıdır. Sağlam iptir –kolayca kopuverecek, uçup gidecek gibi durduğuna bakmayın– örümcek ağı dünyanın en sağlam ipidir. Nice sinekler nice böcekler yakalanmıştır bu fantastik ağa. Gücüne, kuvvetine bakmadan yakalayıvermiş, kuşatıvermiştir seni. Ve bakmışsın ki başkaları gibi tek başına kalmışsındır, yalnız ve tek.

Canlıyken, kanatların daha hızlı atarken, havada, ağaçların arasında, bilinmeyen tehlikeleri bilmezken başkaları vardı. O zamanlar onlar da seninle birlikte ya da senin arkandan gelirlerdi. Taklit ederlerdi, kanat çırpışını, süzülüşünü, gidişini, vızıltılarını bile.

Şimdi ise kimse yanına gelmek istemiyor. Bu yakalanmış olduğun yapışkanlı, zayıf görünümlü güçlü ağdan seni kurtarmaya çalışmıyorlar. Sadece “vah vah, yazık, tüh, ne iyi birisiydi” gibi laflar dolaşıp durur çevrende. Bir süre daha, az bir vakit daha. Sonra. Sonrası yok. Kendi sesinin dışında hep sessizlik. Koskoca bir sessizlik ile birlikte kalakalıyor bu ıssız sandığı yerde.

Kurtulmaya çalışmak beyhude. Çabaladıkça daha çok saplanıyorsun. Zaten bir süre sonra nefesin kesiliyor, yorgun düşüyorsun. Kabulleniyorsun burayı, bu dünyayı. İlk şoktan sonra verilen tepki normal. Kim olsa aynı tepkiyi verir, kaçmak ister. Özgürlüğün bir başkası tarafından alınmasına razı olmaz. İlk şoktan sonra. Yakalandığın zaman; yakalandığını anladığın anda verebileceğin tepkiyi verirsin. Hayatının sonlanmasını istemezsin.

İstemez. Kim ister ki! Ölümü kucaklamayı. Nefesini bile tutmaktan ürken bizler asla istemeyiz. Devamlı hareket etmek, devamlı uçmak, devamlı eğlenmek isteriz. Ama hepsi yalan. Bunu biliriz, yalan olduğunu. Şunu da biliriz: yalan olmazsa devam edemeyeceğimizi; yalan olmazsa yaşayamayacağımızı. Biliriz. Hem de çok iyi biliriz.

İlk yalanımız gülmekle başlamıştır. Son yalanımız ise hüzünle olmuştur. İlkler hep eğlenceli olmuştur; kazandıkça mutlu olduk ve daha çok yalan söyledik. Sakın, sakın ha!.. Ben yalan söylemiyorum. Sizler de yalan söylemiyorsunuz. Aslında hiç kimse yalan söylemiyor. Elbette arada yalan söyleyenler var. Onlar konumuz dışı. “Bizler yalan söylemeyiz” söylemimiz ile yalanın en alasını söylemiş oluruz.

Hiç kimse yalancı değildir ve hiç kimse dünyasını yalanla inşa etmez. Ama işin gerçeği son yalanımızı söylediğimizde anlarız. Örümcek ağında o son nefesini tutacağın an geldiğinde anlarsın. O vakit son yalanını hüzün ile söylersin. Tüm hayatın yalanlarla dolu olduğunu anladığın andır yüzünden dökülen o hüzün.




Yorumlar

  1. Oyalanırız işte! Dürüstlük nedir, nasıl olmalıdırın tarifi bile yalan.. Üstelik yalanı renklerine göre sınıflandırıp her renge doz ayarlı masumiyet bile ekleriz.. Adı kibarlık olur..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Başarı Yalanı

Hangi Âlem

İyi İnsan Olmak Üzerine Bir Deneme