Başının Ortasında Saçı Olmayan Adam
Güneş kendini göstermekte nazlanan genç kız gibi sokakların ardından gelmekte. Sokakların aydınlığa esir oluşu, saklı kalan gizi ortaya çıkarıyor. Hayaletler yerlerini belli etmek istercesine birer direk dikerek gittiler. Köşe başını tutan gulyabani akmayan su sebilin içinde kayboldu. Bir süre daha karanlığı ezen aydınlığın yükselişini seyrettim. Aydınlık arttıkça pencerelerdeki perdeler yavaş yavaş açıldı, işyerleri tek tek. Aydınlık oralara da giriyor. Gözler kenarlarda saklanan böceklerin kaçışını, rüzgârın kaçırdığı çerçöpleri ve uğultusunu, masum bir esintiyi artık görüyor. Bazı pencerelerden sarkan kızlar, uykulu yüzleriyle sokağı tarıyorlar kimileri elleriyle saçlarını toplarken; bazı pencereler ise hâlâ direniyor alıştıkları korkuları kaybetmemekte. Dışarıya çıkartılan tezgâhlar ile dönüşüm tamamlanmakta, neredeyse.
Neredeyse unutuyordum mutfakta demlemeye bıraktığım çayı. Önce kokusu geldi burnuma, sonra sesi. O can yakan bağrışlarını duydum ama önce kokusu mest etti. Sesi sevgilinin sevgiliye habercisi gibiydi. Sessiz harflerle yumuşak bir tonla konuşan sevgilinin özlemi ve sert harflerle konuşan sevgilisini zirveye taşıyan bir çığırış vardı haberciden çıkan her seste. Tüpün o kızdıran ateşini kapattım. Ses susmadı. Çayı aldığım gibi sokağa bakan pencerenin yanındaki masaya usulca bıraktım, kendimi de hemen yanı başındaki sandalyeye. Ses azaldı.
Sokaktaki kalabalıklar çoğaldı. İşyerlerindeki hareketlilik
arttı. Uzun siyah saçlı, göğüslerine kadar camdan dışarı sarkan kız dikkatimi
cezbediyor. Yuvarlak çenesinin üzerinde nokta gibi duran burnu hafif yukarı
kalkık. Genç yaşına rağmen dolgun dudakları ile gözlerinin iriliği beni
şaşırtıyor. Kaşlarının inceliği yüzüne sonradan konulmuş izlenimi veriyor.
Başını hafifçe arkaya doğru çevirerek bir şeyler söylüyor. Saçları rüzgârın
etkisiyle yapraklar gibi dalgalanmakta. Yüzünü bana doğru çevirince gördüğünden
endişelenerek gözlerimi kaçırıyorum. Sokakta yavaş adımlarla yürüyen yaşlı bir
teyze dikkatimi çekiyor. Saçları kısa, hafif kamburu var. Sağ ayağı aksıyor.
Bakkala giriyor, çıkmasını bekliyorum. Epeyce bekledikten sonra elinde ekmek
bakkaldan çıkıyor. Geldiği yönden geri gidiyor, yine ayağı aksıyor, yürümekte
zorlanıyor. Gözden kaybediyorum.
Küçük cam bardağa yarıya kadar çay sonra sıcak su ile dolduruyorum. Bardaktan buharın yükselişini ve sonra gözden kayboluşunu izliyorum. Çayımdan bir yudum alıyorum. Ağzımda birkaç saniye bekletiyor, sonra yutuyorum. Çayın tadını bir süre daha hissediyorum. Başımı hafifçe arkaya doğru salıyorum. Uzun siyah saçlı kız hâlâ camda. Nereye bakıyor? Koşarak gelen bir çocuk bakkala giriyor. İki apartman solunda manav var. Elinde maşrapa tezgâhtaki sebzelerin üzerine su serpiyor. Hemen onun yanında kasap var, kapalı. Bu saate kadar çırak dükkâna gelip et dövüyor olmalıydı. Az ileride kahve, kepenklerini büyük bir gürültüyle açıyor. Dışarıya kaldırım kenarına birkaç sandalye ve küçük sehpalar çıkartıyor. Gençten biri gelip elindeki gazeteyi dışarıdaki sehpaya bırakarak sandalyeye oturuyor. Elimdeki çaydan bir yudum daha alıyorum. Sonra, bir yudum daha alıyorum. Koşarak bakkala giren çocuk, elinde poşet ile dışarı çıkıyor ve koşarak köşeden kayboluyor. Gençten olan adamın yanına gençten biri daha geliyor. Konuşuyorlar. Arada gülüyorlar. Çayımdan bir yudum daha alıyorum, bir yudum daha. Bitti. Elimdeki boş bardağı masaya koyuyorum. Bardağımı yavaşça dolduruyorum, önce çay ve üzerine sıcak su.
Manavın yanındaki apartmanın önünde bir taksi duruyor.
Taksiden orta yaşın üzerinde başının ortasında saçı olmayan bir adam iniyor.
Taksiciye bir şeyler verdikten sonra taksi uzaklaşıyor. Adam durduğu apartmanın
yukarısına bakıyor, benim uzun siyah saçlı kızın içeriye kaçışını görüyorum.
Apartmandan içeri girmiş; dış kapının yavaşça kapanışını izliyorum. Çayımdan
bir yudum aldım, sonra bir yudum daha aldım. Biraz bekledim. Kahvenin önündeki
gençten adamlar da çay içiyorlar. Sonradan gelen gençten adam el hareketleriyle
bir şeyler anlatıyor. Diğeri onu sessizce dinliyor. Sonra birdenbire gülmeye
başlıyorlar. Su sebilinin önünde çocuklar birikmiş. Üç kişi. Aralarında
oynuyorlar. Ellerindeki kâğıtları sırayla sebilin önündeki mermere koyuyorlar.
Bakkal elinde süpürge dükkânının önünü süpürüyor. Yanındaki
manav ona sesleniyor. Bakkal süpürmesine devam ediyor. Genç bir kız geliyor.
Bakkalla birlikte içeri giriyorlar. Elimdeki çaydan bir yudum daha alıyorum.
Bitti. Aynı seremoniyi tekrar ederek boş bardağımı dolduruyorum. Bir yudum
içiyorum, sonra bir yudum daha. Kahvenin önündeki gençten adamlar gazeteyi
inceliyorlar. Kahveye birkaç kişi daha giriyor. Elinde süpürge belediye işçisi
kaldırımları temizliyor. Genç kız bakkaldan çıktı, arkasında bakkal. Sonra o
ses duyuldu. Önce hıçkırık gibi geldi sonrasında gök gürültüsüne dönüştü; fakat
bizim sokakta başlayan bir gök gürültüsü.
Kahvedekiler dışarı çıktılar, gençten adamlar ayağa kalktı.
Belediye işçisi süpürmeyi bıraktı. Çocuklar ellerinde kâğıtlar sokağa
bakıyorlar. Genç kız dükkâna kaçtı. Bakkal ise yukarı bakıyor. Manav elindeki
maşrapayla sokağa atıldı. Ardından bağırtılar, daha çok böğürtüler, duyuldu.
Gençten adam, ilk gelen, apartmandaki zillere bastı. Kapı açıldı. Hızlıca içeri
girdi. Tekrar hıçkırığı andırır bir ses ve ardından gök gürültüsü ile birlikte
bağrışmalarda kesildi. Diğer gençten adamda arkadaşının arkasından apartmandan
içeri girdi. Sessizlik. Rüzgâr bile durdu, sokağı dinliyor. Manav apartmanın
kapısına kadar ilerleyip geri dönüyor. Bakkalı gözden yitirdim, nereye gitti?
Çayımdan bir yudum aldım, sonra bir yudum daha. Bitti. Boş bardağa bakıyorum,
camda parmak izlerim görülebiliyor. Orta kısmı dar, ağız geniş, alt kısım
kalın. Önce çay dolduruyorum yarıya kadar, sonra sıcak su.
Çayımdan yudum alıyorum, sokakta sessizlik hâkim. Bir yudum
daha alıyorum, siren seslerini duyuyorum. Önce polis arabası sokağa geliyor,
polisler inip hızlıca apartmana giriyor. Ardından ambulans geliyor. Arabadan
inen dört görevli de apartmana giriyor. Bitti, bardağımı dolduruyorum ve
ardından bir yudum alıyorum. Gözlerim apartman kapısında sedye üzerine taşınan
üstü örtülü birinin getirildiğini görüyor. Ambulansa taşıyorlar. Ardından
birini daha taşırlarken görüyorum. Üstü örtülü, uzun siyah saçları sedyenin
kenarından taşmış. Ne kadar da parlak, ne kadar da siyah! Tanıdım, benim uzun
siyah saçlı kız. Çayımdan bir yudum aldım. Arkalarından gençten adamlar, hemen
onların arkasında manav. Ardından polisler yanlarında ellerini kelepçeledikleri
başının ortasında saçı olmayan adam. Sokağın hayatını değiştirdi, kim bilir kaç
kişinin hayatlarını değiştirdi. Rüzgâr hâlâ esmiyor, yasta. Çocuklar oynamıyor,
bakıyorlar. Bakkalda saklanan genç kız kapının önünde beliriyor. Başının
ortasında saçı olmayan adam önce kahve tarafına bakıyor, sonra bakkala bakıyor.
Bakışı biraz uzadı, acaba tanışıyorlar mı? Sonra birden başını yukarı kaldırıyor
göz göze geliyoruz. ‘Neden?’ diye sordum, cevap vermedi. ‘Değdi mi?’ diye
sordum, cevap yok. Sadece baktı. Boş boş baktı. Polislerin kolları arasında
arabaya bindirildi, geride değişen hayatlar bırakarak.
Burada çay içemem, benim uzun siyah saçlı kız yok artık. ‘Ne
oldu?’ derlerse, ‘başının ortasında saçı olmayan adamla gitti’ deyin, ‘öldü’
demeyin. Masamın başında sokağımı izleyerek çay içemem. Başının ortasında saçı
olmayan adam sokağımı da alıp gitti.

Yorumlar
Yorum Gönder