AVM’de Küçük Bir Gezinti


Merdiven basamakları çok uzun, aynı anda yüzlerce kişi sıra halinde çıkabilir; fakat çıkışlar dengesiz. Kimi önde kimi arkada, kimi hızlı kimi ağır. Basamaklar bittikten sonra geniş bir camlı kapıya geldim. Boydan boya cam. Girişler ve çıkışlar iki ayrı yönden yapılıyor. Giriş yapılacak yöne gittim; geniş ve yüksek bir döner kapıya rast geldim. Kendimi içeri atıyorum ve beş ayrı güvenlik noktasından birine gidiyorum. Küçük el çantamı kutu içine koyarak makinenin siyah ağzından içeri girişini izliyorum; karanlıkta kaybolduktan sonra elektronik bir çerçevenin içinden güvenlik görevlisinin gözleri üzerinden geçiyorum. Makinenin diğer ağzında çıkan çantamı alıyor ve avluya doğru ilerliyorum. Biraz bekliyorum. Arkamdan gelenler sağımdan ve solumdan ilerleyerek aşağı yukarı taraflarda AVM içlerinde kayboluyorlar. Yukarı çıkan merdivenlere ayağımı atıyorum ve beni yukarı kata çıkartmasını bekliyorum. Bir uğultu var, anlamsız ve kalabalık içerisinde yiten. Üst kata vardığımda orta tarafa ilerledim, uğultu rüzgâr gibi bana sürünerek gidiyor. 

AVM’nin ortası boşluk, dip tarafta akan su, şelale süsü verilmiş. Orta kısımda küçük bir alanın etrafı çevrilmiş, çeşitli yerlerde serpiştirilmiş banklar ve yuvarlak olan kolonların etrafında saksılarda çiçeklerle genişçe bir meydan. Çokluk geziniyor, oturuyor, yaslanıyor konuşma eşliğinde. Gürültü aşağıdan yukarı doğru çıkıyor. Gözlerimi tavana dikiyorum, koskocaman bir saat ve saatin kaç olduğunu anlamaya çalışıyorum, 8:40, hayır 2:20. Evet saat 2:18. Diğer katları buradan çok rahat izleyebiliyorum. Hemen üstümdeki katta yemek isteyenler toplanmış, diğer katlarda ise giyinmek belki de giydirmek isteyenler. İlerliyorum.

Her bir mağazanın büyük bir camı ve arkalarında geniş bir vitrin, yanlarında ise kapısız girişler, bu girişlerde de küçük direkler var, aralarından geçmeden içeri adım atamıyorsun. Bu demir çubukların arasından geçerek içeri dalıyorum, azgın bir boğa gibi. Ben değil; fakat gördüğüm pek çok kişi kırmızıyı gören boğa gibi askılara, dolaplara garip bir dinginlik içinde saldırmakta. Bir kadın askılıktan seçtiği bir elbiseyi alıp vücuduna giymiş gibi yaparak yanındaki sevgilisi ya da eşine gösteriyor. Vücudunu kıvırarak nasıl durduğunu anlamaya çalışıyor. Bununla yetinmeyip deneme odaların olduğu tarafa ilerliyor, arkasından erkeği. Oturmak için ayarlanan arkalıksız sandalyenin üzerinde bir çocuk uyukluyor. Ayakta abisi onu dürterek uyandırmaya çalışıyor. Yanımdan bebek arabası ile geçen bir bayan yanındaki arkadaşına heyecanla dün aldığı elbiseyi anlatıyor. Mağaza içinde yönümü değiştiriyorum. Birkaç çocuk ebelemece oynuyor. Anneleri çocuklarına bağırıyor, yanlarına çağırıyor, sessiz ve enik gibi peşlerinden gelmelerini tembihliyor. 

Deneme odalarının önündeyim kısa bir kuyruk oluşmuş, ellerinde bluz, etek, gömlek, pantolon denemek için bekleşiyorlar. Ben de askılardan kaptığım bir pantolon ile kuyruktayım. Sıra bana gelince kolumda pantolon elimde numara boş kabinlerden birine girdim. Her yer beyaz, karşımda boy aynası ve burnumda ter kokuları. Zor duruyorum, bir taraftan burnumu uzun uzun kapatıyorum hızlıca pantolonu giyiyorum. Kokunun etkisi oldu mu bilmiyorum ama aynadaki pantolonu beğenmiyorum. Kendimi kabinden dışarı atıyorum, pantolonu görevlinin eline bırakarak hızlı adımlarla mağazadan çıkıyorum. Çıkamıyorum, mankene giydirilmiş kırmızı paralelinde siyah çizgileri olan, kol uçları ve yaka kısmı siyah olan gömlek dikkatimi çekiyor. Deneme odaları aklıma geliyor ve mağazayı arkama bırakarak demir çubukların arasından çıkıyorum.

Alt kata iniyorum, ilerde bir kalabalık dikkatimi çekiyor, oraya doğru ilerliyorum. AVM’nin büyük karolardan oluşan parlak mermerlerle döşenmiş zemininde orta yaşın üzerinde bir adam yatıyor başucunda genç bir adam, yakasını açıyor göğsüne masaj yapıyor. Yerde yatanın ayaklarını önce hızlı bir titreme alıyor, ardından titreme azalıyor, sonrasında saniyede bir olmaya başlıyor, iki saniyede bir, üç derken titreme kesiliyor. Benle birlikte izleyenler olduğu gibi yanlarımızdan geçip yoluna devam edenler de oluyor, geri dönenler de... Geri dönüyorum. Koridorun sonuna varınca merakıma yenilip tekrar geri dönüyorum. Sağlık görevlileri yok. Güvenlik görevlileri geldi. Perde çekiyorlar. Yüksek bir perde ile yerde yatan orta yaşın üzerindeki adamı göremez oluyorum. Perdenin sağından solundan insanlar geçiyor. Ben geçemiyorum, geri dönüyorum. Yakındaki yürüyen merdivenlerden bir kat daha aşağı iniyorum.

Elektronik mağazası dikkatimi çekiyor içeri giriyorum, çok kalabalık. LED, LCD, 3D televizyonların onlarcası yan yana üst üste dizilmiş. Kimilerin gözlerinde 3d gözlük televizyonlara bakıyor, kimileri satış sorumlusu ile konuşuyor. Biri ardından kutu içinde 40 inçlik LED TV ile kasada sıraya giriyor. Görevli TV’yi kasanın yanına bırakıyor. Bir başka görevli TV kutuların üzerine çıkıp son kampanyayı duyurmak için boğazını yırtıyor. Herkes yoluna devam ediyor, birkaç kişi dışında, ben de mağazanın reyonunda ilerleyip cep telefonu satılan kısma geliyorum. Telefonlar markalarına göre ayrılmış. Sergilenen telefon başlarında birkaç kişi var. Onları izleyen birkaç kişi. Telefonumun henüz taksitleri bitmedi. 6. taksiti yeni ödedim. Diğer kısımlara gidiyorum fotoğraf makineleri reyonuna geldim. Etiketlere bakıyorum, 50 TL’den 5.000 TL’ye kadar hemen hemen herkes için ürün var. Almıyorum. Cep telefonu ile çok güzel fotoğraflar çekebiliyorum. Mağazanın içerisinden üst katına çıkıyorum. Bilgisayarlar beni karşılıyor. Laptoplara bakıyorum. Modelleri inceliyorum. Ağırlıklarına bakıyorum, fiyatlarını görüyorum. Taksitlerimin çokluğu aklıma geliyor, modernizmin dayatması, maaşımın yetersizliğiyle kendimi mağazanın dışına zor atıyorum. 

Masaj koltukları var. Boş bulduğum koltuğa oturuyorum 1 TL ile koltuğun hareketlenmesini sağlıyorum. Önce ayaklarımı sıkıyor, ardından elim, boynum derken sırtımdan yumruk gibi şeyler aşağı doğru gezinmeye başlıyor. Sonrasında hızlanıyor ve düzensiz şekilde masaja devam ediyor. Bir süre sonra yavaşlıyor, belli bir düzen içinde boyun, sırt, el, ayak derken masajı bitiriyor. Koltuk susuyor, ayağa kalkıyorum.

Mağazanın vitrinlerine bakıyorum, içeriye göz atıyorum kimileri dolu kimileri boş mağazalar arasında geziniyorum. Bankamatiklerin yanına ulaşıyorum. Önlerinde uzun kuyruklar oluşmuş. İnsanların arasından geçerek gezintiye devam ediyorum. Merdivenlerin olduğu kısımda koltuklar var, boş koltuk yok. Oturanlar, ayakta duranlar, koşuşturan çocukların yanından geçerek merdivenlerden aşağı iniyorum. Küçük bir sergi beni karşılıyor 20-25 resim olan küçük bir galeri. Resimleri izliyorum, altındaki yazan dipnotları okuyorum. Uğultu arasından müzik sesini duyuyorum, kulak kesiliyorum; fakat gürültünün nereden geldiğini duyamıyorum, her yerden sesler geliyor, anlamsız seslere müzik sesleri karışmış ya da tam tersi.

Dışarı çıkmak istiyorum, çıkış arıyorum. Asansörleri ilk kez görüyorum, hemen yanlarında dar bir koridor ve sonunda tuvaletler var. Koridorlar arasında ilerliyorum mağazaları görmeden, tabelalara bakıyorum. Çıkış resmini görüyorum, ilerliyorum. Turnikeden geçiyorum. Küçük bir otomatik kapı beni görünce isteksizce açılıyor. Dışarıdan gelen temiz bir hava beni karşılıyor. Arkamdan gelenlere bakıyorum, pek çoğunun ellerinde poşetler, yüzlerinde kahkahalar şehrin gürültüsüne karışmakta. Gökyüzü karanlık, hava serin. Ayaklarımda yorgunluk, çocuklar yorgun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Başarı Yalanı

Hangi Âlem

İyi İnsan Olmak Üzerine Bir Deneme