Bir akşam Teravih namazı kılarken
Büyük demirli kapının önüne geldiğimde durakladım. İçeriye
baktığımda karanlığı, belediyenin belirli aralıklarla dikmiş olduğu elektrik
direkleri aydınlatıyor. Ağaçlar, mezar
taşlarının arasından sıyrılmakta. Açık
olan kapıdan içeriye girdiğimde sol tarafımda caminin duvarına doğru, boyumdan
biraz daha yüksek perdeyle kapatılmış bölüm dikkatimi çekiyor. Dikkat
kesiliyorum. Ses gelmiyor. İçeride bayanlar yerlerini almış vaazı dinlemekteler,
sessiz ve kalabalık, biraz şaşırıyorum.
Sağ tarafımda, kenarlara konulan banklar üzerinde vaktin gelmesini
bekleyenler, sohbet edenler, dinleyenler ve birkaç küçük grup yer almakta.
Caminin girişi yerden biraz yüksekte, ters ‘v’ şeklindeki
merdivenle girişe ulaşabiliyoruz. Caminin dört bir tarafına konmuş klimalar
soğuk hava üflemekteler. Cami küçük; içeriye giren bayanlar kendileri için
ayrılmış yere yöneliyorlar. Soğuk hava içeridekileri serinletiyor. Vaaz
vermekte olan imam gür sesiyle camidekileri etkisi altına aldı. Arka taraftaki
tuvalet ve abdesthanenin olduğu yere gidiyorum. Abdest almak için bir kat
aşağıya inince, kendimi musluk önünde buluyorum. Nasıldı? Düşünüyorum. Yanımdakilere
bakıyorum, hatırlıyorum. Hızlıca kolumu sıyırıp başlıyorum; ağız, kol, ayak
derken abdest tamamlanıyor. Yukarı çıkarak caminin avlusuna serilen
seccadelerden birinde yerimi alıyorum. Kendimi, bazı naylon seccadelerin
üzerinde serili olan renkleri solmuş halıya doğru seğirtiyorum. Rüzgâr,
yanaklarımı okşayarak arkamdaki sesleri alıp götürüyor. Geride hafif bir uğultu
kalıyor. Salon dansı eden kızların hareketleri gibi bir ritim içerisinde bulunan
ağaçları izliyorum. Gözlerim tekrar mezar taşlarına kayıyor. Parlak birer ışık
gibi karanlıkta varlıklarını gösteriyorlar. Yüzümü cami tarafına çeviriyorum.
İmam vaazına devam ediyor. Gelenlerin kimi caminin içerisine
kimileri de avluda yerlerini alıyor. Saate bakıyorum, ezan okunmak üzere. Bankta
oturan küçük bir grup tartışmanın etkisini artırmış. ‘Allahu Ekber’ diye
başlayan ezan mezarlıkta kayboluyor. Sesler kesiliyor. Tartışmanın doruk noktasına
ulaşan grup, sesi kısmakla yetiniyor. Camiye gelenler artıyor. Orta yaş ve
üzerindekiler, birde çocukların çokluğu dikkatimi çekiyor. Gençler yok gibi.
Biraz tereddüt yaşıyorum. Kapı önünde içeride yer bulmak için biriken
insanlarda artış görüyorum. Ayakkabılarımı bıraktığım yere bakıyorum, hâlâ
yerlerindeler. Ezan yankılanmaya devam ettikçe çevremdeki insanlar toparlanmaya
devam ediyor, bende, ayaklarımı kırıp dizlerimin üzerine oturuş pozisyonuna
geçiyorum. Ezan ‘Allahu Ekber’ ile sonlanınca rüzgârın sesi kesiliyor. Herkes
ayağa kalkıyor. Kendimi halının üzerinde saklıyorum. ‘Allahu Ekber’ ve namaz
başlıyor. İlk namazı tek başımıza kılıp, bekliyoruz.
Ezanın hızlı okunuşu duyulunca imamın önderliğinde namaz
kılmaya başlamak için tekrar saf oluyoruz. İmam sakin, cemaat sakin, rüzgâr sakin.
‘Allahu Ekber’ nidasıyla namaza başlıyoruz. Rüzgâr aralarımızda dolaşarak
bizlere daha rahat namaz kılmamızı kulaklarımıza fısıldıyor. Eğilip kalkmayı
bir ahenk içinde yaparak namazımızı tamamlıyoruz.
Caminin büyük giriş kapısı açık. İçeriden duyulan hafif bir gürültü
müezzinin sesine karışmakta. Müezzinin susmasıyla herkes ayaklanıyor. Tekrar
saf düzenine geçiyoruz, teravih başlıyor. İmam ‘Allahu Ekber’ ile başladığı
namaza gür sesiyle Kur'an okuyarak devam ediyor. ‘Allahu Ekber’, ardından
belimizi büküp eğiliyoruz. Sonrasında ‘Allahu Ekber’, yüzümüzü halıya yatırarak
secde pozisyonunu alıyoruz. Her bir harekete rekat deniliyor. Toplam 4 rekat
yapıyoruz. Ortalarda oturup biraz bekliyoruz. 4. rekatta ise biraz daha fazla
bekleyerek imamın selamıyla namazı bitiriyoruz. 5 kez daha aynı hareketleri
yapacağız… Mikrofondan yankılanan sese cemaatla birlikte ben de alçak ses
tonuyla eşlik ediyorum. Sesler kesilince camiden birkaç kişi çıkıyor. Saf
düzenimizi tekrar alınca camiden birkaç kişinin daha çıktığını görüyorum.
İmamın ‘Allahu Ekber’ demesiyle insan sesleri kesiliyor; fakat arkamdaki
çocukların kıkırdamaları kesilmiyor. Saflarından ayrılıp diğer yerde namaz
kılışları, sonra tekrar eski yerine gelmeleri ayrık durmakta. Onlardaki
canlılık, yaşam sevinci yitik ve bulunmayı bekleyen kayıp hazine olarak vücut
buluyor.
Güvenlik görevlisi rüzgârın yanında karanlık tarafa, girişe
ve arada namaz kılanları göz ucuyla süzerek kalan boşluklarda dolaşmakta.
Sokaktan geçen tek tük araba gürültüleri imamın sesini bastıramıyor. Yaprak
hışırtıları arka fon müziği gibi imamın bir çırpıda okuduğu Kur’an’a dinginlik
vermekte. Terliyorum. Yorgunluk ayaklarıma çöküyor. İmam temposunu arttırıyor.
Hareketlerimizde bir hız çarpıyor. Rekat aralarında camiden çıkanlar artıyor. Müezzin
sustu; saf hâlinde, imamın ‘Allahu Ekber’ demesini bekliyoruz. Cami içinden
gürültüler gelmekte, içeride bir münakaşa yaşanmakta. Beklenen ‘Allahu Ekber’, seslerin
kesilmesinin ardından geldi. Çocuklar yine hareket halinde, güvenlik görevlisi bizim
tempoya ayak uydurmak için yürüyüşünü hızlandırdı. Kapı tarafında yürüyüşünü
sonlandırdı. Rüzgâr bizi serinletmiyor, yanımdakilerle olan mesafe iyice
açılıyor. Cami içinde sıcak hava klimayı bastırıyor olmalı, rekat aralarında
çıkan insanlar kendilerini dışarı zor atıyorlar.
Toplam 20 rekat olan teravih namazı sıcak hava eşliğinde
bitiyor. Avuç içlerimiz yukarı dönük şekilde ellerimizi dizlerimizin üzerinden
biraz yukarda tutup dua ediyoruz. Ben edemiyorum. Müezzin vitir namazın
kılınması için haber verdiğinde, ayağa kalkıp beklemeye başladık. İmam fazla
bekletmeden gecenin son namazını ‘Allahu Ekber’ ile haber verdi. Teravih
namazlarına göre yavaş kıldırdığını okuduğu Kur’an’dan anlıyorum, sesindeki
yorgunluğu hissedebiliyorum, yavaş ve aralarda durarak okuyor. Rüzgâr geri
geldi. Yanaklarımı, saçlarımı okşaması beni mutlu ediyor. Kulaklarım kuş
seslerini hiç duymadı, gece olduğu içindir. Yorgunluk kendini iyice
hissettiriyor. Göz kapaklarım hafif kapanmakta, halının renklerini seçmekte
zorlanıyor. Renkler girdaba çekilerek dipte kayboluyor. Bir süre sonra girdap
da yitiyor. ‘Allahu Ekber’ sesiyle irkiliyor düzen içinde saf ile birlikte
hareket ediyorum. İmam selam veriyor ve namaz bitiyor. Ayaklarımı uzatıyorum.
Müezzin eşliğinde tesbihatı tamamlıyor ve duaya başlıyorum. Çocukken
ezberlediğim dualar ile dudaklarımı süslüyorum. İmam araya girerek duama arapça
dualarla devam ediyor, cemaat ile birlikte ara ara ‘amin’ diyoruz. Ve imam
el-Fatiha diyerek duayı bitiriyor.
Kalkmak için acele etmiyorum. Ayakkabılarımı aheste aheste giyiyor,
ipini bağlamak için yavaşça çömeliyor ve yavaşça ayağa kalkarak dış kapıya
yöneliyorum. Perde ardında saklanan kadınlar erkeklerin arasına karışmadan
kenardan kaybolmakta. Namaz kıldıkları yere bakıyorum, musalla taşının önünde ve
büyük bir ağacın gölgesi altında namazlarını kılmışlar.
Nerden çıktığını anlayamadığım satıcılar sokakta yerlerini
almışlar. Kitap satanlar, çorap satanlar, yardım isteyenler kendilerini
gösterebilmek için bağırıyorlar. Aralarından sıyrılırken bir dilenci, çocuk,
mahzun bakışıyla bana bakıyor. Elini açıyor. Ben yanından hızlıca
uzaklaşıyorum. Bir ara duraksıyorum, çocuğun bakışı gözlerimin önünde
beliriyor. Gidip gelmekte tereddüt yaşıyorum, kısa sürüyor ve hemen
uzaklaşıyorum. Kalabalık arasında kayboluyorum. Adımlarımı hızlandırıyorum,
kalabalık geride kalıyor. Cadde üzerindeki ışıl ışıl olan dükkânların önlerini
işgal eden masalardaki çokluk, dondurmacının önünde uzunca bir kuyruk, çoğunun
yüzlerindeki gülüşler dikkatimi çekiyor. Rüzgâr beni terk etti. Sadaka isteyen
çocuğun bakışı kayboldu. Kaldırımda yürüyen insanların düzenine kendimi
bıraktım.
Yorumlar
Yorum Gönder