Çevren Sensin

Resim
The Elephants, Salvador Dalí Bir arkadaşın müthiş bir yayınevi projesi vardı. Bir çeşit LinkedIn olacaktı ve tutmamasına açıkça şaşırmıştım. Pek çok sorun sayılabilir; fakat asıl mesele, insanların sana hangi gözle baktığıyla alakalıydı. Facebook’un kurucuları sen ben gibi insanlar değildi. Facebook daha yokken bile, o adamlar zaten yanlarına kolay kolay yaklaşamayacağın tipler olarak algılanıyordu. Dağıtım şirketleri için yapılmış çok güzel bir yazılım vardı. O yazılımda yapay zekânın ilk tohumlarını görmüştüm; gerçekten mükemmel bir işti. Ama sahibi Elon Musk ya da Zuckerberg değildi. Bizim mahallenin çocuğuydu. Ve insanlar “mahallenin çocuğuna” başka türlü bakar. Minecraft’ın yaratıcısı Markus Persson gibi olabilirdik aslında. Ama Markus’un hedef kitlesi tanımadığı insanlardı. Bizim hedef kitlemiz ise hep tanıdıklarımız oldu. İşte fark tam da burada. Sözün özü şu: Seni sen yapan çevrendir. Ne kadar akıllı, kültürlü, zeki, hatta dahi olursan ol; çevren beş para etmezse sen de etmezsi...

Sevgi Üzerine

Picasso


Gözün göze bakması gibi tenin de tene dokunması gerek. Sevgi aktarımının tamamlanması için bu şarttır. Tokalaşmak, kucaklaşmak, el öpmek, parıldayan gözlerle bakmak muhabbet kapıların açılmasını sağlar.

Bazı insanların evde hayvan beslemelerine şaşmamak gerek. Bir muhabbet kuşunu omzuna kondurup birbirlerine öpücük vermesine artık şaşırmıyorum. Köpeğin yüzünü yalamasından hoşlanırlar, kedinin sırnaşmasına ses etmezler, kuzuyu dahi kendi çocuklarından daha çok seven insanları görmek artık sıra dışı değil; çünkü hayvanlar sevgi iletimini kolayca başarırlar.

Bizler, bizler ise aşırı ilgi gösterdiğimiz zaman yalakalıkla yaftalanırız. Bu sevgi yoğunluğu altından ne çıkacak acaba endişesini taşırız. Sevgisiz büyüdüğümüz için sevginin, sevmenin ne demek olduğunu bilmeyiz. Ve bu tip davranışlara -nasıl geldiği önemli değil- olumsuz bakış açısıyla yaklaşırız.

Eğitimimiz (sevgisizlik eğitimi) çocukken başlar, gençken terbiye edilir ve olgunluğa eriştiğimizde kasvetli, sert, duvar gibi insan oluruz ya da bunun tam tersi cıvıklaşırız. Ama evcil hayvanlar böyle değil; onlar sevgilerini gerektiğinde gösterirler.

Diğer canlılardan farklı olarak insan, merhametsiz bir dünyada sevgiyi nasıl bulur? İnsanların sevgiye kavuşmada para olmazsa olmazların başında gelir. Paran varsa ilginin her şekline ulaşırsın. Methedilirsin, alkışlanırsın, desteklenirsin, takip edilirsin... Tokalaşmak için sıraya girerler. Bazıları daha cesur olur ve kucaklanırsın. Bu seni göklere çıkartır. Hoşuna gider ve onlara karşı nazik davranırsın. Gerçi tükürsen dahi bir şey değişmez; çünkü para tüm kusurları gizler.

Sadece para için sevgi gösterilmez. Senden korkanlar da olacaktır. Çünkü mevki sahibisindir ya da bir şirkette (basit) müdürsündür. "Ne demek efendim! Tabii ki! Siz nasıl isterseniz!" vs. laflarla sana yaltaklanmak için yarışırlar. Yapmayanlar ise efendinin kanatlarından uzaklaşırlar ve bir gün kendileri kapı dışarı edilirler. Elbette işlerin yapılması için bazılarına ihtiyaç vardır ve onlar her daim mobing altında çalışmalarına devam ederler.

İktidar sahibi insanlar da sevgiyi bulurlar. Bir işi ya da makamı dahi olmayan insan alaka beklemesin. Sevgi para ister. Sevgi güç ister. Sevgi gösteriştir.

İşin olmalı. İş tek başına yetmez. Kazancın yüksek olmalı ya da etkili kurumlarda görevli olacaksın ki o zaman etrafında güneş yüzlü insanlar görürsün, sana dokunmak isterler, senin görüşlerini almak isterler. Ve kedi gibi sana yanaşanlar tarafından sevgiye doyarsın. Aldığın maaş, kazandığın servet kadarsındır

Sevgi sadece para ya da kuvvet sahibi insanlara gösterilmez. Liderlere, sanatçılara, futbol takımlarına da gösterilir. Hiçbirinden menfaat beklemediğimiz söylenebilir ve doğrudur. Çünkü tüm bunların (belki lideri ayırabiliriz) bize bir faydası yoktur, aksine bizim onlara yararımız vardır. Onları parayla, övgüyle, destekle ulularız. Ve bunlar için onlardan en küçük bir kâr elde etmeyiz (istisnalar var, kitlenin genel davranışından bahsediyorum).

Bizler sevilmek istediğimiz kadar sevmek de isteriz. Ve bir şekilde içimizde saklamış olduğumuz bağlılık gösterilerini eşimize, çocuklarımıza, kardeşlerimize, arkadaşlarımıza yapmadığımız için farklı arayışlara gideriz. Ten teması olmadığı için de hiç bitmeyen bir sevgi tuzağına düşeriz. İnsan bir marka hayranı olabilir mi? Evet! Bir takım için kavga ettiğimiz gibi bir markaya da aşık olabiliriz.

Zamanla içimizde büyüyen sevgisizlik boşluğunu yalnızlık alır. Kalabalıklar içerisinde dahi olsak yalnız yaşamaya mahkum kalırız. Kalabalık yalnızlık içerisinde sevme ve sevilmeye aç bir hayvan gibi cansız bir ürün bile olsa ona tutunur ve varlığımızı onunla doldururuz. Tüm bu sevdalıklar o "şeyler"in ardından gitmemize sebep olur.

Sevmenin nasıl bir şey olduğunu söyleyemem; fakat bizler, müslüman olduğumuzu iddia eden bizler, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)in şu sözüne kulak asalım: “Şu üç özellik kimde bulunursa o kişi imanın tadına erer: Allah ve Resûlü'nü herkesten çok sevmek, sevdiği kişiyi sadece Allah için sevmek, imandan sonra küfre dönmekten, ateşe atılmaktan çekindiği gibi çekinmek.”

Müslümanlıktan bahsetmeye gerek yok. Bizler müminliği çerçeveletip duvarlarımızda asmayı yeterli gördük. Yaşantımızı İslam'a göre değil güç, kudret sahibi Batı'ya göre yapmaya devam ettiğimiz süre boyunca huzursuzluğumuz bitmez.

Yorumlar

  1. evet; hakiki ve mecazi sevgiler üzerine çook düşünmek ve bir sevgi detoksu uygulamak lazım..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Başarı Yalanı

İyi İnsan Olmak Üzerine Bir Deneme

Sızı