Kayıtlar

Saygı Üzerine

Resim
Ölçü bir insanın hâlini belirler. Eğer ölçüsü yoksa budaladır. Ölçüsü çok daha fazlaysa kasıntılı olur. Herbirimiz ölçüyle tartıp, olaylara, kaydettiğimiz ölçü ile tepki veriyoruz. Saygı ise bizim kendimize ait olan ölçülerin neticesinde ortaya çıkan bir şeydir. Toplum baskısıyla hareket etmek durumunda kaldığımızı unutmuyorum. Genel itidali belirleyen şey aileden başlayarak mahalle, cemaat, devlet tarafından ortaya konulan yazılı ya da yazısız kurallar bütününden oluşur. Burada ele almak istediğim şey ölçülülüğün ne olduğu değil, aksine saygı üzerine birkaç şey söylemek. Saygı, sözlükte sevgi duygusu, hürmet, ihtiram olarak geçiyor. Fakat bizler bu sevgiyi kime, kimlere gösteriyoruz? İtidalli davranmamıza sebep olan olaylar nelerdir, kişiler kimlerdir? Aklıma takılan bu soruların cevapları beni insanlardan, toplumdan iğrendiriyor. Bizim hürmetimize sahip olmayanlara saygıyı göstermemizin sebebi, öğretilerdir. Çevre bize nasıl davranmamız gerektiğini şartlandırır, eğitim bize ezberleti...

Sevgi Üzerine

Resim
Picasso Gözün göze bakması gibi tenin de tene dokunması gerek. Sevgi aktarımının tamamlanması için bu şarttır. Tokalaşmak, kucaklaşmak, el öpmek, parıldayan gözlerle bakmak muhabbet kapıların açılmasını sağlar. Bazı insanların evde hayvan beslemelerine şaşmamak gerek. Bir muhabbet kuşunu omzuna kondurup birbirlerine öpücük vermesine artık şaşırmıyorum. Köpeğin yüzünü yalamasından hoşlanırlar, kedinin sırnaşmasına ses etmezler, kuzuyu dahi kendi çocuklarından daha çok seven insanları görmek artık sıra dışı değil; çünkü hayvanlar sevgi iletimini kolayca başarırlar. Bizler, bizler ise aşırı ilgi gösterdiğimiz zaman yalakalıkla yaftalanırız. Bu sevgi yoğunluğu altından ne çıkacak acaba endişesini taşırız. Sevgisiz büyüdüğümüz için sevginin, sevmenin ne demek olduğunu bilmeyiz. Ve bu tip davranışlara -nasıl geldiği önemli değil- olumsuz bakış açısıyla yaklaşırız. Eğitimimiz (sevgisizlik eğitimi) çocukken başlar, gençken terbiye edilir ve olgunluğa eriştiğimizde kasvetli, sert, duvar gibi in...

Dünyaya Neden Geldik?

Resim
Kendimi akıntıya karşı yüzüyormuş gibi hissediyorum. Çığın geldiği yöne doğru yürüyorum. Dağın en dik yerinden çıkmaya çalışıyor ve rüzgârı arkama almam gerekirken tam tersi, karşıma alıyorum. Aslında bu şekilde olmaması gerekiyordu. Kesinlikle… Ama böyle; hayat acımasız, sahibi tarafından eşeğe yüklenen ağır bir yük gibi sırtımda. Tüm bu yaşamım tam bir yanılsama mı? Ben o şeylerin altında ezilmiş ve beynim bir illüzyon içerisinde olduğumu fark etmiyor mu? Hayal değil, hayır hayır! Tek tek hücrelerimde her şeyi hissediyorum; tüm acısıyla, tadsızlığıyla her şeyi… her şeyi… Siyah beyaz bu dünyada bir tek ben yokum. Yokumdur değil mi? Benim gibi, varsaydıklarımı, gördüklerimi, yaşadıklarımı, yaşattıklarını, sıkıntısıyla, eziyetiyle, anlamsızlığıyla yaşayan bir tek ben değilimdir. Evet, herkes mutlu olmayabilir, çoğu zaman üzüntüyle, komşu dahi olsalar onlardan hiçbirinin benim duyumsadığım o şeylerle birlikte var olduklarını zannetmiyorum. Asla. Anlamadığım onların başarabildiği şeyi ben...

İyi Insan da Kötü Olabilir

Resim
Kötü olanın kim olduğunu bilmiyorum. Bazen diyorum "kötü olan kişinin kendisidir" ama duygularım, nefsim, benliğim “Hayır, hayır!” diye bağırıp kötü olanın şu, o, bu, onlar, şunlar, bunlar, falancalar, filancalar olduğunu söylüyor. Ve uzun uzun düşündüğüm zaman kendime hak veriyorum. Kötü olan ben olamam, kötü olan o… Savunma ve saldırı vazgeçilmez bir ikilidir. Sadece savunma ile savaş kazanılamayacağı gibi sadece saldırı ile de muzaffer olunmaz. Saldırıdan sonra netice kötülük ya da iyilik doğduysa, artık hangisi olduysa, kişinin egosu devreye girer ve gayrıihtiyari şekilde savunma mekanizması çalışır. Öncelikle içten içe kötülüğün müsebbibinin, vücudun tüm hücrelerine varıncaya kadar kişinin kendisi olmadığına ikna eder. Buna inandıktan sonra savunmayı bir üst kademeye taşırız: Başkalarını suçlamak. Herkes ama şeksiz şüphesiz herkes kendisini zirvede görür. Bu durum da gayet doğaldır. Bu fikrin neticesinde de birey tabii olarak kendisini kötü görmez. Keza bilfiil kötülük d...

Hepimiz Kötüyüz

Resim
Hangisinin daha kötü olduğuna karar veremedim. Belki de kötü olan şu bu olarak ifade ettiğimiz şeyler olmayabilir, kötü olan insanın ta kendisi olabilir. Pek çoğunuz bu düşüncemi şeksiz kabul edersiniz. Ama neyi kabul ettiğinize dikkat edin, çünkü siz de insansınız. Bu tür negatif önermelere kendimizi hiçbir zaman dâhil etmeyiz. Eğer bir işte, olayda, davranışta sorun varsa o sorunun özünde ene yoktur. İlginç olan ve beni en çok şaşırtan durum ise bozulmanının sebebini karşı tarafta görmemizdir; biz ise hep mağdur olanızdır. Kendimizi asla zalim olarak bildirmeyiz, zaferimizde bile. İşin daha ilginç olanını size söyleyeyim. Olur da yenilenler tarafında değil, az bir grup olan yenenler arasında kendinizi bulduysanız, sizin hiçbir şey izah etmenize gerek olmaması. Diğerleri, yani cephenin kaybedenler tarafında olanlar sizleri göklere çıkaracaktır. Hayatlarınıza gıpta ile bakacaklar, karşınızda saygıyla eğilecekler, kelimelerinde dalkavukluğun âlâsını yapacaklar, sizleri ululayacaklar. Ta...

Öğrenmek Hakkında Kısa Bir Deneme / Farkındalık

Resim
Salvador Dali Öğrenmek nedir? Öğrenmek, kelime anlamıyla bilgi edinmek, bellemek, yetenek, beceri kazanmak ve haber almak olarak geçiyor. Bu anlamlarıyla inceleyecek olursak herkesin bir şeyler öğrenmek için yola çıktığını düşünebiliriz, ama gerçekte öyle değil. Çocukluktan itibaren öğrenme yoluna başladığımız söylenebilir, okul ile bu zirveye çıkar ve hayatımızın neredeyse tamamı öğrenmek üzerinde kurgulandığı anlatılır. Öğrenmek, yokluğu farkında olmakla başlar. Dünyayı ilk fark ettiğimiz zamanda bir şeyler öğrenmek isteriz. (En azından bize bu şekilde açıklanıyor.) Gerçekte ise amacımız öğrenmek değil yaşama dürtüsüdür. Etrafımızı anlamak için çaba sarf ederiz. Eksikliğin varlığını bilmeyiz, aksine her şeyin olması gerektiği gibi ilerlediğini zanneder ve etrafımızı keşfetmeye başlarız. Devlet tarafından zorla alıkonulana kadar ilk çocukluk dönemimiz bu şekilde geçer. Şunu eklememe izin verin. Bebeklik döneminden sonra uyum sağlamakta zorluk çekeriz. Otorite burada kendisini gösterir...

Biz Kimiz?

Resim
Anghiari Savaşı Tablosu (Leonardo da Vinci) Dünya iyi insanlara göre değil. Kişi eğer biraz bencil, biraz narsist, biraz büyüklenme vs. olmasa dünyada birey olamaz. İmkanı yok. Aslında düşünecek olursak iyi insanın olmadığı sonucuna varmamız gerekiyor; çünkü, zihnimizde canlandırdığımız iyi figürünün bir illüzyon olduğu gerçeğine varırız. Özeleştiride bulunmak en zor olan kısımdır. Ama başkalarına bakıp onların kusurlarını görmek çok daha kolaydır. Kusur diyorum; fakat bunların kusur olmadığını herkes biliyor. İçten içe kusur olarak tanımlanan o davranışların eksikliğini içimizde hissederiz. Ve öz benliğimizde bunların neden bizde olmadığını düşünürüz. Yaşadığımız topluluğun içerisinde uyum sağlayabildiğimiz ölçüde onların arasında sınıflanıp var oluruz. Öncelikle kendi çevremizdeki insanlarla kıyasa girişiriz. Yabancıları (sınırımızın dışında kalanlar) göz ardı etmek ya da övmek çok daha kolaydır. Zor olan kendi çevremizdekileri, kendi topluluğumuzdakileri yok saymak. İşte asıl yarış ...