Çevren Sensin

Resim
The Elephants, Salvador Dalí Bir arkadaşın müthiş bir yayınevi projesi vardı. Bir çeşit LinkedIn olacaktı ve tutmamasına açıkça şaşırmıştım. Pek çok sorun sayılabilir; fakat asıl mesele, insanların sana hangi gözle baktığıyla alakalıydı. Facebook’un kurucuları sen ben gibi insanlar değildi. Facebook daha yokken bile, o adamlar zaten yanlarına kolay kolay yaklaşamayacağın tipler olarak algılanıyordu. Dağıtım şirketleri için yapılmış çok güzel bir yazılım vardı. O yazılımda yapay zekânın ilk tohumlarını görmüştüm; gerçekten mükemmel bir işti. Ama sahibi Elon Musk ya da Zuckerberg değildi. Bizim mahallenin çocuğuydu. Ve insanlar “mahallenin çocuğuna” başka türlü bakar. Minecraft’ın yaratıcısı Markus Persson gibi olabilirdik aslında. Ama Markus’un hedef kitlesi tanımadığı insanlardı. Bizim hedef kitlemiz ise hep tanıdıklarımız oldu. İşte fark tam da burada. Sözün özü şu: Seni sen yapan çevrendir. Ne kadar akıllı, kültürlü, zeki, hatta dahi olursan ol; çevren beş para etmezse sen de etmezsi...

Haydi, Mezarlık İçin Para Biriktirmeye

Kapitalizm her şeyin değerini para ile ölçer. Ev, araba, giysiler senin değerini yaşarken gösterdikleri gibi satın alınan mezarlık da kapitalizmdeki yerini öldükten sonra göstermeye devam eder. Ucuz, hatta beleş mezarlıklar kimsesizler, yersizler, yurtsuzlar içindir. Sen, kimsesiz olmayan sen! Tüm yaşamını kapitalizme harcayan sen! Mezarın farklı olmalı...

Kapitalizm her tarafımızı sardı ve İslam'ı dahi onun (Kapitalizmin) kriterlerine göre anlamlandırıyoruz.

Önce ölen önce kapar anlayışıyla mezarlıklar satılmıyor. Mezarlığın yerine göre kıymeti değişiyor. Şehirden uzak, yol gitmez, kervan geçmez bir yer ile şehrin merkezindeki mezarlık aynı değere sahip olamaz. Eğer bir şeye talep varsa değeri artar; eğer bir şeyin değeri ortaya çıkacak olay vukuunda anlaşılıyorsa kıymeti artar.

Sen, ölmüş olan sen ise mezarlığını satın almak zorundasın; çünkü herkese lazım. Böylesine gözde bir iş kolunu kapitalizm göz ardı edemez ve ölüler için ayrılan yerleri yüksek, hatta en yüksek fiyattan satmak ister.

Parası olmayan kişi değersiz biridir. (Elbette değersiz derken kapitalizm her bireyin değerini bilir ve onun ölüsünden bile faydalanır.) Aslında bizler hiçbir şekilde değersiz değiliz. Sadece kapitalizmin gözünde ne kadarlık bir yere sahipsin? Ne kadarlık bir değerin var? Kapitalizm seni hangi sınıfa dahil edeceğini bilmek ister. Bunu bilmek kapitalizme senden ne kadarlık bir fayda sağlayacağını bilmesini sağlar. Sana yatırım yapacaksa ona göre yapar; karşılığını almayacağı bir şeye(!) yatırım yapmak istemez.

Toplum, kapitalizmin bu öğretilerine göre hareket eder. Para kazandıkça gecekondulardan binalara, kazanmaya devam ettikçe binalardan sitelere, daha da kazandıkça villalara, saraylara doğru evrimleşiriz. Ölünce, ölümüz kazancımıza göre olması gereken yerde olur. Çünkü "Kapitalizm" böyle istiyor.

Sen, paran olan sen, mezarını izbe bir yere değil manzarası güzel, mekanı ferah, ulaşımı kolay nezih bir yerden almalısın; çünkü sen üst sınıflara kadar geldin ve bedenin son kez kapitalizme hizmet etmeli.

Eskiler bir kefen parası biriktirirlerdi. Sadece kefen. Şimdi kefenin yanına mezarlık da eklendi. Bir kefen herkes için aynı para diyeceğim ama kapitalizm kefenin bile cinslerini çıkarttı. Yanmayan kefen bunların en popüleri... Fakat kefen toprağın altında kalıyor ve kimseler görmüyor, ama mezar farklı. Senin şanın öldükten sonra da görülmeli.

Sen, yaşarken en güzel imkanlara sahip olan sen! Ölürken de bunu hak ediyorsun! Senin kefen parası biriktirenlerden farkın olmalı. Yaşarken her gün farklılığını göstermedin mi? Ölürken neden göstermeyesin ki? Daha ne duruyoruz?

Haydi! Mezarımız için kazanmaya...

Yorumlar

  1. Kapitalist şehirlerin gökdelenleri yaşayanlar için, mezarlıkları da ölenler için bu asırda tenasuh etmiş modern piramitler...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Başarı Yalanı

İyi İnsan Olmak Üzerine Bir Deneme

Sızı