Çevren Sensin

Resim
The Elephants, Salvador Dalí Bir arkadaşın müthiş bir yayınevi projesi vardı. Bir çeşit LinkedIn olacaktı ve tutmamasına açıkça şaşırmıştım. Pek çok sorun sayılabilir; fakat asıl mesele, insanların sana hangi gözle baktığıyla alakalıydı. Facebook’un kurucuları sen ben gibi insanlar değildi. Facebook daha yokken bile, o adamlar zaten yanlarına kolay kolay yaklaşamayacağın tipler olarak algılanıyordu. Dağıtım şirketleri için yapılmış çok güzel bir yazılım vardı. O yazılımda yapay zekânın ilk tohumlarını görmüştüm; gerçekten mükemmel bir işti. Ama sahibi Elon Musk ya da Zuckerberg değildi. Bizim mahallenin çocuğuydu. Ve insanlar “mahallenin çocuğuna” başka türlü bakar. Minecraft’ın yaratıcısı Markus Persson gibi olabilirdik aslında. Ama Markus’un hedef kitlesi tanımadığı insanlardı. Bizim hedef kitlemiz ise hep tanıdıklarımız oldu. İşte fark tam da burada. Sözün özü şu: Seni sen yapan çevrendir. Ne kadar akıllı, kültürlü, zeki, hatta dahi olursan ol; çevren beş para etmezse sen de etmezsi...

Suçlu Şeytan!

Lucifer, Netflix


2016 yılında yayınlanan “Lucifer” dizisini yeni izlemeye başladım. Eleştirmenlerin övgüyle söz ettiği ve “A Midsummer Nights Dream” öyküsüne de 1991 yılında Dünya Fantastik Edebiyat Ödülü verilen Sandman çizgi romanından esinlenilen Lucifer dizisinin senaryosunu Mike Carey yazmaktadır. 3. sezondan sonra, 11 Mayıs 2018’de Lucifer dizisinin iptal edildiği açıklanmıştı; fakat dizinin fanları tarafından sosyal medyada “Lucifer’i Kurtar” etiketi ile günlerce gündemde kalmayı başarınca, yapımcılar dizinin devam etmesi için yeni arayışlar peşinden koşmak zorunda kaldılar. 15 Haziran 2018’de Netflix tarafından dizinin hakları satın alınıp 4. sezon ve ardından 5. sezonun 1. kısmı çekildi. Yakın zamanda 2. kısmın yayınlanması bekleniyor.

Ne yalan söyleyeyim izlemeye geç başladığım için üzüldüm. Diziyi ilk gördüğümde erotik unsurlarla seyirci çektiğini düşünmüştüm. Baş karakter şeytan olduğu için dizide cinsellik vazgeçilmez bir öge olarak kurgulanmıştı. İnsanlığın en kolay ve en fazla düşmüş olduğu şeytan tuzaklarından biri cinsellikti. Dizi, şeytanın en çok kullandığı bir araç olarak cinselliği erotizme kaçmadan izleyiciye sunmayı başardı. Şimdiye kadar izlediğim bölümlerde (ilk sezonda) iç çamaşırlarıyla, mayolarıyla gezinen kadınlar dışında açık sahne olarak aşırılık görmedim. Bu sahnelerin kısa verilmesini, şeytanın cinselliği kullanmadığının değil bi’l-akis pek etkili bir araç olarak kullanışının karinesi olduğunu gösterebilmek açısından tutarlı buluyorum.

İnsanın içinde sakladığı şehveti ortaya çıkartıp tahrik eden şeytanın tek silahı cinsellik değil. Dizi azar azar insandaki diğer hırsları ve yine az da olsa para sevdasını gösterip ekrana zenginlik katmayı başarıyor. Bir sahnede İblis, "Burası şehirde en çok sevdiğim yer. Baksana, bilgisayarlarında güzel senaryolar yazmaya çalışıyorlar, asla ulaşamayacaklarını bildikleri hayallerle kendilerine işkence ediyorlar. Bana evi hatırlatıyor." diyerek şehvetten farklı işkence çeşitlerinden örnek veriyor.

Diziyi dini inancımızla ele alıp inceleyecek olursak pek çok bozukluklar görebiliriz. Şeytanın insani duygularla hareket etmesi, yemesi, içmesi vb. insani fiziksel ihtiyaçlarını tatmin etmesi, asla kabullenemeyeceğimiz bahisler elbette. Aynı şekilde şeytanın cehenneme gönderilmesi, sonrasında ise terketmesi, dünyada yaşamaya karar vermesi, kardeşim dediği bir başka ifrit ile kavga etmesi, hatta o ifritin başka bir ifrite aşık olup cinsel ilişkiye girmesi… bütün bunlar inancımıza ters şeylerdir. Hristiyanlık inancına da ters olduğunu düşünmekteyim.

Dizinin güzel tarafları da yok değil. Diziyi akaitten soyutlayarak izlemeyi başarırsak, ataizme karşı bir söylem geliştirdiği farz edilebilir. Bu varsayımla, mesela, şeytanın en büyük gücünün sadece vesvese olduğunu görebiliriz, devamla,  insanın asıl düşmanının kendi içinde (nefis) bastırdığı duygular olduğunu görebiliriz. Sık sık, “benim sadece yaptığım arzunuzu ortaya çıkartmak” diyor Lucifer. Asla yalan söylemiyor ve yalancılardan hazzetmiyor... Tüm bunların kişiyi dindarlığa yönlendirmek için yeterli olduğu söylenemez. Zaten dizinin böyle bir amacı da yok. Dizi Hristiyanlık inancını yerleştirmek gibi dini bir kaygı taşımıyor; işlenen cinayetler üzerinden olayları drama tarzıyla sunarak izleyiciyi ekrana bağlamak istiyor.

Dini göndermeler dışında dizinin ilgi çekici yanlarından biri de Lucifer’in yaşamış olduğu benlik kavgasıdır. Kendisini konumlandırdığı yeri bilmemesi. Cennetten cehenneme sürülen Lucifer’in dünyaya kaçmasının nedeni bu: Kendisi için biçilen rolü (cehennemde insanlara işkence etmekle görevlendirilmek) benimsemiyor. Babasıyla (Tanrı) arasındaki iç savaşı sıklıkla yaşıyor. Bunalıma giren modern insanlar gibi psikoloğa giderek rahatlamaya çalışıyor. Dinin sahibi olan rahip ile konuşmuyor, aksine rahipleri babasıyla (Tanrı) olan düşkünlüğünden dolayı suçluyor. Onun yerine modern dünyanın yeni mabetleri olan akıl hastaneleri ve yeni rahipleri olan psikologları öncül olarak gösteriyor.

Lucifer dizisinin bize anlattığı en büyük şeyin, kötülüğün insanın kendisinden kaynaklandığıdır. Lucifer, “Yaptığınız kötülüklerden dolayı beni suçlamayın!” diyerek bunu pek çok kez dile getiriyor. İnsan olarak bizler yapmış olduğumuz kötü şeyler için ya başkalarını suçladık ya da şeytanı. Kendimizi hep sütten çıkmış ak kaşık olarak gördük, kötülüğe rağmen. Lucifer bunun böyle olmadığını bize anlatıyor. Asıl suçluyu görmek istemiyorsanız izlemeyin ve hep yaptığımız gibi “Lucifer’in suçu.” diyelim.

Yazının Devamı İçin: Elveda Lucifer

Yorumlar

  1. Akıcı ve bilgilendirici bir yazı olmuş, elinize sağlık.

    Mehmet.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Başarı Yalanı

İyi İnsan Olmak Üzerine Bir Deneme

Sızı