Çevren Sensin

Resim
The Elephants, Salvador Dalí Bir arkadaşın müthiş bir yayınevi projesi vardı. Bir çeşit LinkedIn olacaktı ve tutmamasına açıkça şaşırmıştım. Pek çok sorun sayılabilir; fakat asıl mesele, insanların sana hangi gözle baktığıyla alakalıydı. Facebook’un kurucuları sen ben gibi insanlar değildi. Facebook daha yokken bile, o adamlar zaten yanlarına kolay kolay yaklaşamayacağın tipler olarak algılanıyordu. Dağıtım şirketleri için yapılmış çok güzel bir yazılım vardı. O yazılımda yapay zekânın ilk tohumlarını görmüştüm; gerçekten mükemmel bir işti. Ama sahibi Elon Musk ya da Zuckerberg değildi. Bizim mahallenin çocuğuydu. Ve insanlar “mahallenin çocuğuna” başka türlü bakar. Minecraft’ın yaratıcısı Markus Persson gibi olabilirdik aslında. Ama Markus’un hedef kitlesi tanımadığı insanlardı. Bizim hedef kitlemiz ise hep tanıdıklarımız oldu. İşte fark tam da burada. Sözün özü şu: Seni sen yapan çevrendir. Ne kadar akıllı, kültürlü, zeki, hatta dahi olursan ol; çevren beş para etmezse sen de etmezsi...

Kılıcın Yanında Dursun, Sen Durma

The Witcher

"The Witcher" dizisini izlemeye başladım. Sanırım 4 bölümü bitirdim. Bölümler çok uzun, 1 saat. Diziden beklentim yüksekti. Fantastik bir diziden fantastik ögelerin öne çıkmasını isterdim. Daha çok insan odaklı ilerliyor ve diğer türlerin arka planda kaldığını düşünüyorum. Witcher insan değil, ama görüntü olarak insan olduğu için farklılığını anlayamıyorsun. Her bölümde ilginç bir tür tanıtıyor ve bunların hepsini canavar olarak nitelendirip öldürmeye çalışıyor. Büyü ile yaratık olanlara yardım ediyor. Onları büyüden kurtarıyor. 

Elflerde dizide yer alıyor ama insanlar tarafından çoğunun öldürülüp aciz olarak gösterilmesi beni üzdü. Yüzüklerin Efendisi tarafından Elflerin çizilen güçlü, kararlı ifadeleri bu dizide göremedim. Aciz, hasta ve birkaç kişi olarak gösterilmesi beni şaşırttı.

Elbette bunlara bakıp diziyi hafife almıyorum. Özellikle güçlü kadınların olması beni ziyadesiyle ilgilendirdi. Büyükanne (Kraliçe), sonra domuzcuk lakaplı büyücü olan kadın, dizinin ilk bölümlerinde Witcher ile mücadele eden Prenses çok güçlü karakterlerdi; fakat yine de bazı şeylerin eksikliğini hissettim. 

Efektler iyi. Dövüş sahneleri çarpıcı. Acımasızlıkları barbar dönem (bizim kafamızda yer edilen) dünyasını yansıtmasına rağmen mükemmel diyemiyorum. Witcher için amaç sadece canavarları öldürmek, insanlar için amaç tam anlamıyla yok. Belki ilerleyen bölümlerde eksik parçalar oturur. Belki karakterler güçlü bir amaç için savaşırlar. Şunu belirtmek isterim ki büyücü kadın ne olmak istediğini açıkça ifade etti. Bu kesinlikle mükemmeldi; ama çok kısa bir zaman içinde o güce ulaştı.

Belki de dizide bazı öğretiler görmek istiyorum, bilgece edilen sözler. Kral kızının kurtarılması için Witcher'e karşı bilgece konuşabilirdi. Ama o sadece kendisi için ayrılan mükellef sofrada yemeğini yiyerek Witcher'e saldırdı. En bilgece söz Kraliçe'nin torununa (prenses) söylediği şu söz oldu: "İlk ders: Kılıcın yanında dursun, sen durma."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Başarı Yalanı

İyi İnsan Olmak Üzerine Bir Deneme

Sızı