Çevren Sensin

Resim
The Elephants, Salvador Dalí Bir arkadaşın müthiş bir yayınevi projesi vardı. Bir çeşit LinkedIn olacaktı ve tutmamasına açıkça şaşırmıştım. Pek çok sorun sayılabilir; fakat asıl mesele, insanların sana hangi gözle baktığıyla alakalıydı. Facebook’un kurucuları sen ben gibi insanlar değildi. Facebook daha yokken bile, o adamlar zaten yanlarına kolay kolay yaklaşamayacağın tipler olarak algılanıyordu. Dağıtım şirketleri için yapılmış çok güzel bir yazılım vardı. O yazılımda yapay zekânın ilk tohumlarını görmüştüm; gerçekten mükemmel bir işti. Ama sahibi Elon Musk ya da Zuckerberg değildi. Bizim mahallenin çocuğuydu. Ve insanlar “mahallenin çocuğuna” başka türlü bakar. Minecraft’ın yaratıcısı Markus Persson gibi olabilirdik aslında. Ama Markus’un hedef kitlesi tanımadığı insanlardı. Bizim hedef kitlemiz ise hep tanıdıklarımız oldu. İşte fark tam da burada. Sözün özü şu: Seni sen yapan çevrendir. Ne kadar akıllı, kültürlü, zeki, hatta dahi olursan ol; çevren beş para etmezse sen de etmezsi...

Bozuk Paralar Kadar Düşünmek






















İnsan, içindeki sessiz rüzgârların estiği yere doğru yürür; kalbinin fısıltıları ne tarafa eserse adımları da oraya düşer. Düşleriniz küçülürse, dünyanız da küçülür; çünkü insanın gerçek sınırı, hayal gücünün cesaret edebildiği kadardır.


Yazdığım deneme üzerine whatsapp üzerinden eleştiriler aldım.

Aşağıdaki yazı, benim paylaştığım örnek metin esas alınarak ChatGPT tarafından yeniden kaleme alınmıştır.

***

Aslında senin söylediklerini okuyunca şunu düşündüm: Biz aynı şeyi konuşuyoruz ama farklı yerlerinden tutuyoruz sanki. Sen hayalin tehlikeli tarafını gösteriyorsun; ben ise hayalin hiç doğmadan ölmüş hâline bakıyorum.

Koçer fıkrası çok manidar. Bir insan daha elindekini korumayı beceremezken, elbette kurduğu hayal onu bir yere götürmez. O ayrı. Ama benim derdim başka bir şeydi: Biz çoğu zaman o hayale daha başlangıç çizgisinde tahammül edemiyoruz. Hayalin kendisi değil, onun olasılığı bile rahatsız ediyor bizi. “Boş iş”, “hayal satıyor”, “gerçekçi ol” deyip daha kıpırdamadan üstünü örtüyoruz. Senin dediğin o parazit kısmına gelmesine bile fırsat vermiyoruz.

Uzakdoğu’nun “vurmayı düşünme, vur” sözünü çok severim. Ama vurmanın da bir yönü olur. O yönü belirleyen şey bazen sadece insanın zihninde beliren küçücük bir görüntüdür. Buna hayal mi dersin, vizyon mu dersin, niyet mi; adının çok önemi yok bence. Önemli olan, o görüntünün insanı hareket ettirmesi. Jobs’ın sadece önündeki 18 saati yaşaması bile aslında o derin görüntünün bir sonucuydu. Aksi hâlde 18 saatlik çaba rüzgâra savrulur giderdi.

Senin vizyon–hedef ayrımı çok yerinde. Ama ben o vizyonun da bir yerden gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir insanın zihninde bir resim beliriyor; sonra o resimden bir yön doğuyor, o yön de hedefe dönüşüyor. O ilk resme ister “hayal” de, ister başka bir şey. Ama o olmadan hiçbir şey olmuyor.

İslam düşüncesinde eleştirilen hayal bambaşka: İnsanı oyalanmaya sürükleyen, kendine ait olmayan arzularla kafayı dolduran bir boşluk hâli. Benim itirazım o değil. Benim itirazım, insanın kendine çizdiği dar alanlar. “Elim bu kadar uzanıyor, o zaman hayalim de bu kadar olsun” demesi. Babamın arkadaşının bozuk paraları avuçlayıp “ben ancak bu kadar düşünebilirim” demesi… İşte mesele tam burada. Hayal parazit olduğu için değil, daha baştan sınır kabul edildiği için ölüyor.

Sen hayalin çürüyen yanına işaret ediyorsun; ben hiç yeşermemiş yanına bakıyorum. Sanırım farkımız burada. Ben hâlâ şöyle düşünüyorum:

Hayal kurmayı küçümseyen bir toplum, plan yapmayı da öğrenemez. Çünkü plan, hayalin disipline edilmiş hâli. Hayal yoksa, plan da yok. Ama bu söylediklerimin hepsini senin anlattıklarına karşı söylemiyorum. Aslında birbirini tamamlayan tarafları var. Sen işin ayağını yere bastırıyorsun; ben insanın başını göğe kaldıran kısmını önemsiyorum.

Belki de ikisi bir arada olmadıkça hiçbir şey olmuyor.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Başarı Yalanı

İyi İnsan Olmak Üzerine Bir Deneme

Sızı