Çevren Sensin

Resim
The Elephants, Salvador Dalí Bir arkadaşın müthiş bir yayınevi projesi vardı. Bir çeşit LinkedIn olacaktı ve tutmamasına açıkça şaşırmıştım. Pek çok sorun sayılabilir; fakat asıl mesele, insanların sana hangi gözle baktığıyla alakalıydı. Facebook’un kurucuları sen ben gibi insanlar değildi. Facebook daha yokken bile, o adamlar zaten yanlarına kolay kolay yaklaşamayacağın tipler olarak algılanıyordu. Dağıtım şirketleri için yapılmış çok güzel bir yazılım vardı. O yazılımda yapay zekânın ilk tohumlarını görmüştüm; gerçekten mükemmel bir işti. Ama sahibi Elon Musk ya da Zuckerberg değildi. Bizim mahallenin çocuğuydu. Ve insanlar “mahallenin çocuğuna” başka türlü bakar. Minecraft’ın yaratıcısı Markus Persson gibi olabilirdik aslında. Ama Markus’un hedef kitlesi tanımadığı insanlardı. Bizim hedef kitlemiz ise hep tanıdıklarımız oldu. İşte fark tam da burada. Sözün özü şu: Seni sen yapan çevrendir. Ne kadar akıllı, kültürlü, zeki, hatta dahi olursan ol; çevren beş para etmezse sen de etmezsi...

Bir Nefes Kadar

Üşüyorum. Üzerimdeki kaban beni ısıtmıyor. Taktığım eldivenler, botlar ne işe yarar? Soğuk sadece yüzümde değil ciğerlerimde. Yüzüm üşüyor, kalbim tir tir titriyor. Ellerim donmuş, ayaklarım yok. Nefesimin havada bıraktığı izleri görüyorum. Soğuktan kapanan evlere, donuk çatılara bakıyorum. Buz kesen gökyüzünü izliyorum.

Gözlerim donmuş olmalı ki oturmuş olduğum yerden kalkıyorum. Geriniyorum. Dik duruyorum. Dimdik. Ellerimi yumruk yapıyorum. Yere daha sağlam basıyorum. Bacaklarım sütun olmuş gibi. Seslenmek istiyorum. Herhangi bir şey. Söz olmasına gerek yok, bir ses olması yeter. Ama olmuyor. Derin bir sessizlik var. Elbette ağzımı açıyorum, boğazımdan hırıltı dahi çıkması için gayret gösteriyorum. Fakat olmuyor. Dilim kırılıyor.

Hiddetle koşmaya başladım. Koştukça hızımı artırdım. Yanımdan insanlar geçti. Binalar benden uzaklaştı. Kuşlar geride kaldı. Yol bitti. Ben devam ettim. Koştum. Ağaçlar devrildi. Taşlar ezildi. Toprak üzerinde uçtum. Nehire daldım çıktım. Tepelerden zıpladım. Nefesim kesilene kadar. Durmadım.

Kendimi kaybettim. Yere uzanıp yattım. Göğsüm gökyüzüne kalkıp yere indi. Gözlerim yıldızlara ulaştı. Ellerim toprağı sardı. Yüzüm al al oldu. Mutluyum. Dünya benim. Yeryüzüne sahibim. Kimse beni yıkamaz sandım. Olmadı.

Kısa sürdü. Önce gökyüzündeki ışıltılar gitti. Zemin kaydı. Gündüz kayboldu. Gece göründü. Zifiri bir karanlık çöktü. Korku bedenimi aldı. Belirsiz bir hüzün geldi yüreğime. Tekrar konuşmak istedim. Ağzımı açtım. Belli belirsiz hırıltılar çıktı. Ayağa kalktım. Korkum hemen arkamda. Biliyorum. Ve koşmaya başladım.

Gündüzü yakaladım. Yolu buldum. Ağaçları geçtim. Yola vardım. Binalar yetişti. İnsanlara vardım. Sokaklara daldım. Kaçtığım yere geldim. Kaldırım kenarına oturdum. Üşümeye başladım. Ellerim ısınmıyor, yüzüm soğuktan kaskatı oldu. Nefesim havada lekeler bıraktı. Kalbim dondu. Kalkmalı, koşmalı diyorum kendi kendime.

Tekrar ayağa kalkıyor, tekrar geriniyorum. Fırtınayla doluyorum. Kasırgayla koşuyorum. Dinginliğe ulaşıyorum. Kısa sürüyor. Bir nefes kadar. Başladığım yere tekrar geliyorum. Günlerin günleri kovaladığı gibi ben de beni kovalıyorum. Nefesim kesilene kadar. Ömür boşa geçene kadar. Hayat anlamını yitirene kadar.

Yorumlar

  1. hayat bir yönüyle acayip ve muhteşem bir yarış, bir koşu: durmadan koşalım, arş-ı rahman'a uçalım, faniyatı arkamızda bırakarak...

    YanıtlaSil
  2. Montaigne çok iyi. Sanırım tayyi zaman ve mekanı aynı anda yapmışsın. Durumun farkında olman bunu gösteriyor. Eğer çalışırsan istediğin yere, istediğin zamanda gidebilirsin. Jr bunu düşünüyor ...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Başarı Yalanı

İyi İnsan Olmak Üzerine Bir Deneme

Sızı